30 Aralık 2015 Çarşamba

MUASIR MEDENİYETİN MEDENİYETSİZ MUASIRLARI

PERDE 1
ŞEYH SAİT: BEYLER BEN KAÇTIM
MUSASIR MEDENİYET: AEO !!
ŞEYH SAİT: O NE
MUSASIR MEDENİYET: ALLAHA EMANET OL 


(MEDENİYETSİZLER SÖZ ALIR)
MEDENİYETSİZLER: BAK KARDEŞİM GÖZEL KARDEŞİM SEN BU MENŞINA BİZİ NİYE ALDIN ŞİMDİ
MUSASIR MEDENİYET: LAN BİRAZ EDEP AHLAK ÖĞREN BE TAĞUT HERİF!!!
MEDENİYETSİZLER: YAV ŞU BÜYÜK HARFİ KAPAT DONUYOR PVC
MUSASIR MEDENİYET: PVC NE LA
MEDENİYETSİZLER: PC İŞTE YAV
MUSASIR MEDENİYET: KAPATMIYOM LA HADİ BAAM 
MEDENİYETSİZLER: AHAHAAHAHAHAHAHA ŞİMDİ KİM MEDENİYETTEN UZAK 
MUSASIR MEDENİYET: DUR BİRAZDAN GELİCEM

PERDE 2

MUSASIR MEDENİYET: ULAN SİZ DEĞİLMİSİNİZ CAMİ YAKAN OKUL YAKAN ADAM ÖLDÜREN EŞKIYALAR SİZ DEĞİLMİSİNİZ KENDİNİZE BİAT ETMİYENLERİ KATLEDEN NE İSTEDİNİZ ULAN BİZDEN HA BİZ SİZE NE YAPTIK OLUM
MEDENİYETSİZLER: ÖFFF HER GÜN BUNU ANLATMAKTAN BIKMADIN MI OLUM YA EZBERLEDİK ARTIK YETER
MUSASIR MEDENİYET: BIKMADIK BIKMICAZDA ALLAH GÜÇ KUVVET VERDİKCE BUNU ANLATICAZ İNŞALLAH
MEDENİYETSİZLER: E BİZ BUNLARI BİLİYOZ ZATEN NİYE KAFA ÜTÜLÜYON BİLADER
MUSASIR MEDENİYET: ÇÜNKÜ EFENDİMİZ SAV. DEFALARCA İNANMAYANLARIN YANINA GİTSEDE YILMAMIŞ VE BUNLAR İŞLERİNE GELMEDİĞİ İÇİN İNANMADIKLARINI BİLİYORLARDI SİZİNDE İŞİNİZE GELMEDİĞİ İÇİN BÖYLE YAKIP YIKIYORSUNUZ AMA ŞUNU UNUTMAYIN FİRAVUNLARIN İMPARATORLARIN BİLE KALMADIĞI ŞU KÜRE-İ ARZDA SİZLERDE BİZLERDE GÖÇÜP GİDECEĞİZ VE HESAP VERECEĞİZ İŞİNİZE BUDA GELMİYOR DEMİ HADİ ÖLMESENİZE OZAMAN!!!!!!!!!!!  

17 Aralık 2015 Perşembe

16 KASIM 2015 DEN 18 ARALIK 2015 E

GECENİN KOYU TONLARINDA
ERDEMİ VE FAZİLETİ ANLAMAYA ÇALIŞMAK
BELKİ GÜNDÜZE ULAŞMAKDI
TA Kİ GÜN ALTIN OLSUN.
                  16 KASIM 2015

13 Aralık 2015 Pazar

Vakit Cuma Üstüm Yağmur

Rabbim zikrettiğim duaları
daha makbul anlara saklıyorum
yağmur vakti
cuma sonrası
yahut bir cuma vakti yağmur altında

nereden gireceğimi nereye varacağımı
hiç bilmiyorum

biz zulüm görmedik ki adamakıllı
beddua etmeye yüzümüz olsun
biz çoğu zaman susanlardan
belki zalimlerdeniz

zalime dua
kavlime beddua yakışmaz 

egoist kalmayayım diye
yalvarsaydım şimdi yahut
bir cuma vakti yağmur altında
uzun lafın kısası Rabbim
bütün egoistler bana uzak
sana yakın olsunlar
çünkü mütevazıların şehrinde
mantıken de egoist kalınmaz

Rabbim senden
minimum kimseye muhtaç olmayacak kadar
maksimum zekat verme sınırında
rızık istiyorum
fazlası kapitalist ediyormuş adamı
çokları paraya tapıyorlar
görüyorum

Rabbim insanlar senden başkalarına güveniyorlar
güvendikleri dağlara -özür dilerim-
güvendikleri taşlara
karlar yağsın
sonra güneş açsın
ve bu milyonlarca yıl sürsün
insanlar görsün
yıkılışlarını da
kumdan kalelerinin

Rabbim insanlar hiç de uyumuyorlar
herkes gayet uyanık
uyku sersemliği falan da yok
heyhat
çıkarlarını uykuya tutturuyorlar.


      ALİ ÖTELMİŞGİL

11 Aralık 2015 Cuma

DÜZLEMESİNE KLARK ÇEKMELER-2

HAVALAR SOĞUDU
KAR GELİYOR GALİBA
OLSUN
EN AZINDAN BİRKAÇ DAKİKA
SADECE BİRKAÇ DAKİKA
YÜKSEK BİR YERDEN
GÖK GÜRÜLTÜSÜNÜ DİNLEYEREK KONUŞABİLİRİZ
YADA SUSABİLİRİZ
BELKİ DİNLEYEBİLİRİZ
ÜŞÜDÜN MÜ
KARŞILIK VERMENE GEREK YOK
İZLEMEK YERİNE
DAĞITSAK YA ŞU KARA BULUTLARI
GÜNEŞİ BULSAK YA
GÜNEŞİN ÜZERİNE DOĞUŞUNU
İZLESEK BERABER
KUDÜS'E MISIRA SURİYE'YE
BİR ÇOCUĞUN GÜLÜŞÜ İÇİN
DEĞMEZ Mİ
YADA DAVA İÇİN
FEDAİKE DEMEK
ANAM BABAM YOLUNA FEDA OLSUN DEMEK
İSLAMIN SÖNMEZ
VE SÖNDÜRÜLMEZ BİR GÜNEŞ OLDUĞUNU
BÜTÜN DÜNYAYA
İSPAT ETMEK İSTEMEZ MİSİN
ÜŞÜDÜYSEN GİDELİM
HAVADA İYİCE BOZDU
ŞEMSİYEMİ AL
BEN İDARE EDERİM
DURAĞA KADAR EŞLİK EDERİM
DUR ORDAN GİTMEYELİM
SU BİRİKİNTİSİ VAR
ARDIMCA GEL
AMA YALNIZCA ARDIMCA
BENİM KARTIMI KULLAN
SONRA ALIRIM SENDEN
NEYSE ALLAHA EMANET
ARDINCA EL SALLARIM

5 Aralık 2015 Cumartesi

DERİNLEMESİNE DÜZLEMESİNE BİR KLARK DA SEN ÇEK

NAPIYORSUN İYİ MİSİN
GÖRÜNMÜYORSUN EPEYDİR 
RENGİN SOLMUŞ GİBİ BİRAZ HASTA FALAN MISIN YOKSA
DUR KIPIRDAMA OBJEKTİFE AYNEN BÖYLE BAK
UZUN UZUN BAK 
BİR DAHA BAK
LOŞ IŞIKLAR İÇİNDEN BAK 
HAYDİ DURMA BİR KLARK ÇEK
ÜSTÜN MEZİYET SAHİBİ OLDUĞUNU GÖSTER
NEYSE BOŞVER SAÇMALIYORUM
SEN GÖZLERİNİ AYIRMA 
KALP RİTMİNE DİKKAT ET
DUR GİTME
TAMAM BENDE KONUŞMAYIM 
KONTÖRÜN VARSA SEN ARA 
JETONUN BENDE KALDI 
YARIN ARAMAK İÇİN KULLANIRIM
AMA SEN ÇOK SESSİZ DURUYORSUN
Bİ DERDİN VAR SENİN 
NOLUR SÖYLE LÜTFEN
SADECE BİR KELİME SÖYLE 
KONUŞ BENİMLE 
TAMAM TAMAM DUR OTUR GİTME
RENGARENK ÇİÇEKLERDEN TAÇ YA....
TAMAM YAPMIYORUM
FOTOĞRAFIMI ÇEKER MİSİN
BENDE SENİN FOTOĞRAFINI ÇEKEBİLİR MİYİM
GERÇEKTEN Mİ 
TAMAM SANA VERİCEM SÖZ
O ZAMAN KENTİ GÖREN Bİ AÇIYA GEÇ
IŞIK AYARINI YAPICAM BİRAZ BEKLE
TAMAM ŞİMDİ
DERİNLEMESİNE
DÜZLEMESİNE 
BİR TOKAT MİSALİ
BİR ŞARJÖR MERMİYİ ÇİĞNERCESİNE
ÇÖLDE SUSUZ KALIRCASINA 
BİR KLARK DA SEN ÇEK 
BELKİ O FOTOĞRAFA DAHA SONRA KONUŞURUM.... 

4 Aralık 2015 Cuma

KASIM AYININ KASVETİNİ SONLANDIRAN GÜNÜN KASVETİ


KASIM BİTTİ 





HALİYLE SONBAHAR DA BİTTİ






SONUÇ





YOK






VAR MI ÖTESİ










ODA YOK....

5 Kasım 2015 Perşembe

SONBAHAR
MAVİLİĞE DÜŞMÜŞ TEKNE İLE
BELKİ UFKA DOĞRU YOL ALAN YAĞIZ ATLARLA
KATRAN AĞAÇLARI ARASINDAN 
YİTİK VE MAĞRUR UMUTLARI YEŞERTMEYE
ASİ VE DELİ RÜZGARLARA İNAT 
KASIM AYININ KASVETİNİ DAĞITMAKDI
BELKİ BİR GÜN 
BİR GÜN SONBAHARA ULAŞMAKDI YOLCULUĞUM 

(DEVAMI GELECEK)


5 Ekim 2015 Pazartesi

 BENCE SORUNUMUZ 2

BİR CAMİYE GİTSEMDE
BİR MESCİDE YOLUM DÜŞSEDE








YAŞLI AMCALAR DAYILAR
KIŞIN SOĞUNDA SABAH NAMAZINDALAR










FARZA YETİŞMEK İÇİN ACELE EDERLER
AMA ARALARINDA GENÇ AZDI...
YİNE ÇOK UZATTIM
BENCE SORUNUMUZ BU...........


-BİZLERE HÜSN-Ü HATİME VER YA RAB-


YASİN TEZCAN YOZGAT

24 Ağustos 2015 Pazartesi

BENCE SORUNUMUZ

BİR AVM'YE GİTTİM GEÇEN
DOLUYDU MEKANLAR
EĞLENCESİ YEMESİ İÇMESİ











FİYAKALI MEKANLAR
SON MODA GİYİM MAĞZALARI
EN LÖKÜSÜNDEN YİYENLER İÇENLER












İNSANLAR VARDI
SONRA NE Mİ OLDU
UFAKCA BİR MESCİDİ
LAKİN DOLDURAN YOKTU



BENCE SORUNUMUZ BU
YASİN TEZCAN




18 Ağustos 2015 Salı

BİRKAÇ BEĞENDİĞİM ŞİİRDİR.

HASSATEN YAĞMUR NAATI ÇOK HOŞUMA GİDER. 

“Çeşmek Be-zen Sitare
Ezmen Mekon Kenâre”

Nerden çıktın karşıma böyle Sitare
Efsaneler dökülüyor gülüşlerinde
Kirpiklerin yüreğime batıyor
Telaşlı bir kalabalığın ortasında
Ayaküstü konuşuyoruz
Nedimin nigehban nergisleri gibi
Üstümüzde bütün nazarlar
Çok utanıyorum Sitare
Dün oturup hesap ettim
Sen doğduğun zaman
Ben bir askeri mektepte talebeymişim
Sen bilmezsin Sitare
Burada gündüzler çekip durduğumuz bir mercan tespih
Geceler içinde uyuduğumuz birer siyah buluttu
Her akşam dokuzda yat borusu çalardı
Yat borusu baştan aşağı hüzün çalardı
Bir derin uykuya atardım kendimi
Siyah benli bir kız düşlerime kaçardı
Bende onu alır anamın düşlerine kaçardım

Bu azgın kalabalıkta seni tam duyamıyorum
Gözlerin mi daha sıcak gülüyor
Yoksa dudakların mı anlayamıyorum

Seninle konuşurken Sitare
Aklıma yıldızlar dökülüyor
Bir çaresiz Zühre oluyorsun Babil caddelerinde
Ateş gözlü kahinler koşuyorlar arkandan
Binlerce meşalenin ışığı kımıldıyor saçlarında
Gökyüzü salkım salkım
Zigguratlar tıklım tıklım
Dönüp dolaşıp dudaklarına takılıyor aklım
Ah benim bu akıldan sıyrılmış aklım
Kimi gün boşlukta konacak yer bulamayan
Kimi gün inatçı yosunlar gibi kepez diplerine yapışan aklım
Gözlerine baktığım zaman Sitare
Bütün çöllere ay doğuyor
Yoldaş ediyorum kendime İmrül Kays’ı Antere’yi A’şa’yı
En kuytu vahaları dolaşıyorum
Hangi vahaya gitsem çadırlar sökülmüş Sitare
Çadırla su arasında bir cılga var
O cılgada narin ayak izlerin var
Durgun suya düşüp kalmış gözlerin var

Bu azgın kalabalıkta seni tam duyamıyorum
Gözlerin mi daha sıcak gülüyor
Yoksa dudakların mı anlayamıyorum

Bazan sapsarı bir benizle geliyorsun
Yorgun çizgileri alnında uykusuzluğun
Biliyorum içinde bir sızı var
Bıçak ağzı gibi bir sızı var
Bu sızıdır işte seni verimsiz kılan
Züheyr’in Suad’ı gibi keremsiz kılan
Kuzeyden güneye
Güneyden kuzeye
Heyy! Gidip geliyorum bu çöllerde
Kureyş’in heybetli ve inatçı develeri
Hiç aldırmadan benim esmer sevdama
Geviş getiriyorlar ufka bakarak
Ben kaçıp Yesrib’e sığınıyorum
Yesrib bahane, bir kitaba sığınıyorum
Dağda, ovada, badiyede okuduğum hep elif
Elif diyorum Sitare, sineme elif çekiyorum
“Ah minel aşk-ı ve halatihi..”
Çok eski bir gerçektir bu biliyorum

Bu azgın kalabalıkta seni tam duyamıyorum
Gözlerin mi daha sıcak gülüyor
Yoksa dudakların mı anlayamıyorum

Sinsi bir yağmur altında beraber yürüyoruz
Ve ikimizde ıslanıyoruz
Ben ne yağmurlar gördüm Sitare
Ben kaç kez iliklerime kadar ıslandım
Bilmiyorum sen kaç yaşındaydın
Ben göğü hep bir kurşun gibi ağır
O şehirde sırılsıklam gezerdim
Bölük bölük insanlar boşanırdı tapınaklardan
Tapınaklar insanları safra gibi atardı
Sonra hepsi bir yere toplanıp bana bakarlardı
Bir gün bu şehrin kirli yağmurları alıp götürdü beni
Gidip bir Uygur çadırında göğü dinledim
Kara bulutlar kükrerken bir Kaşkar sabahında
Oturup Aprunçur Tigin ile seni konuştuk
Bakışlarımı sunuyorum, tereddütsüz alıyorsun
Gizli bir tebessümle çağırıyorum, geliyorsun
Kaşı karam, gözü karam, saçı karam
Umay gibi yumuşak huylum
Nerden çıktın karşıma böyle
Sesin ılık bir bahar güneşi gibi ığıl ığıl akıyor içime
Asya’nın bozkırlarında ordular düşüyor peşime
Yığılıp kalmışım bu Anadolu toprağına Sitare
Adam akıllı yorulmuşum
Ellerin böyle olmamalıydı
Ellerine acıyorum
Ve kim bilir kaç zamandan beridir kalbimi öğütlüyorum
Durup durup ıssız yerlerde
“güçlü ol ey kalbim, güçlü ol
Daha çok işimiz var” diyorum

Bu azgın kalabalıkta seni tam duyamıyorum
Gözlerin mi daha sıcak gülüyor
Yoksa dudakların mı anlayamıyorum
 
Dilaver Cebeci

16 Ağustos 2015 Pazar

Ben seni alamam ah Holofira
Azığım tam takır bineğim nalsız
Bir bende geçerim kalacağım yok
Dostlarım bivefa düşmanım yalsız
Kolum halat değil bakracımda kum

Ben seni alamam ah Holofira
Sade yoksulluktan yokluktan değil
Eline kir olsun elli üç lira
Amma ki alamam
Bir uzak sevi gelmişte çökmüş ta onlar gibi

Ben seni alamam ah Holofira
Geç git hiç bakmadan eylenme emi
Pusatları parlak bimbaş istesin
seni ulak elçi naim-i kral
Ben hoyrat söyleyeyim, el bana hoyrat
Gelip de ne diyeyim şu dillerim lâl

Ben seni alamam Ah Holofira
Baban kafirine kılıç üşürsem
Hemde gece bassam iti uykulu
Şöyle ya Allah’la bohçanı dürsem
Amma ki alamam

Yaradan beni ne ardıç ne çınar ufarak çayır
Koşumun gıcırdar ölmek dilerim
Bağrım kaynıyordur yüklerim ağır
Sen bir düş imişsin kuşluk çağında
Soluma tükürdüm rabbim gafurdur
Bilesin kavuşmak yoktur islamlıkta
Kavuşan kısmısı ancak gavurdur.
 
Süleyman Çobanoğlu

Yağmur / Nurullah Genç
Vareden'in adıyla insanlığa inen Nur
Bir gece yansıyınca kente Sibir dağından
Toprağı kirlerinden arındırır bir Yağmur
Kutlu bir zaferdir bu ebabil dudağından
Rahmet vadilerinden boşanır ab-ı hayat
En müstesna doğuşa hamiledir kainat
Yıllardır bozu bulanık suları yudumladım
Bir pelikan hüznüyle yürüdüm kumsalları
Yağmur, seni bekleyen bir taş da ben olsaydım
Hasretin alev alev içime bir an düştü
Değişti hayel köşküm, gözümde viran düştü
Sonsuzluk çiçeklerle donandı yüreğimde
Yağmalanmış ruhuma yeni bir devran düştü
İhtiyar cübbesinden kan süzülür Nebi'nin
Gökyüzü dalgalanır ipekten kanatlarla
Mehtabını düşlerken o mühür sahibinin
Sarsılır Ebu Kubeys kovulmuş feryatlarla
Evlerin arasına dikilir yesil bayrak
Yeryüzü avaredir, yapayalnız ve kurak
Zaman, ayaklarımda tükendi adım adım
Heyûla, bir ağ gibi ördü rüyalarımı
Çölde seni özleyen bir kuş da ben olsaydim
Yağmur, gülsenimize sensiz, baldiran düştü
Düşmanlik içimizde; dostluklar yaban düştü
Yenilgi, ilmek ilmek düğümlendi tarihe
Her sayfaya talihsiz binlerce kurban düştü
Bir güzide mektuptur, çağlarin ötesinden
Ulaşır intizarın yaldızlı sabahına
Yayılır o en büyük mustu, pazartesinden
Beyazlik dokunmuştur gecenin siyahina
Susuzluktan dudağı çatlayan gönüllerin
Sükutu yar, sevinci dualar kadar derin
Çaresiz bir takvimden yalnızlığa gün saydım
Bir cezir yaşadım ki, yaşanmamiş, mazide
Dokunduğun küçük bir nakış da ben olsaydim
Sensiz, kaldırımlara nice güzel can düştü
Yarılan göğsümüzden umutlar bican düştü
Yağmur, kaybettik bütün hazinesini ceddin
En son, avucumuzdan inci ve mercan düştü
Melekler sağnak sağnak gülümser maveradan
Gümüş ibrik taşıyan zümrüt gagalı kuşlar
Mutluluk nağmeleri işitirler Hiradan
Bir devrim korkusuyla halkalanır yokuşlar
Bir bebeğin secdeye uzanırken elleri
Paramparça, ateşler sahinin hayalleri
Keşke bir gölge kadar yakınında dursaydım
O mücella çehreni izleseydim ebedi
Sana sırılsıklam bir bakış da ben olsaydım
Sarardı yeşil yaprak; dal koptu; fidan düştü
Baykuşa çifte yalı; bülbüle zindan düştü
Katil sinekler deldi hicabın perdesini
İstiklal boşluğunda arılar nadan düştü
Dolaşan ben olsaydım Save'nin damarında
Tablosunu yapardim yıkılan her kulenin
Ebedi aşka giden esrarlı yollarında
Senden bir kıvılcımın, süreyya bir şulenin
Tarasaydım bengisu fışkıran kakülünü
On asırlık ocağın savururdum külünü
Bazen kendine aşık deli bir fırtınaydım
Fırtınalar önünde bazen bir kuru yaprak
Uğrunda koparılan bir baş da ben olsaydım
Sensizlik depremiyle hancı düştü; han düştü
Mazluma sürgün evi; zalime cihan düştü
Sana meftun ve hayran, sana ram olanlara
Bir bela tünelinde ağır imtihan düştü
Badiye yaylasında koklasaydım izini
Kefenimi biçseydi Ebva'da esen rüzgar
Seninle yıkasaydım acılar dehlizini
Ne kaderi suçlamak kalırdı ne intihar
Üstüne pırıl pırıl damladığın bir kaya
Bir hurma çekirdeği tercihimdir dünyaya
Suskunluğa dönüştü sokaklarda feryadım
Tereddüt oymak oymak kemirdi gururumu
Bahira'dan süzülen bir yaş da ben olsaydım
Haritanın en beyaz noktasına kan düştü
Kırıldı adaletin kılıcı; kalkan düştü
Mahkumlar yargılıyor; hakimler mahkum şimdi
Hakların temeline sanki bir volkan düştü
Firakınla kavrulur çölde kum taneleri
Ahuların içinde sevdan akkor gibidir
Erdemin, bereketin doldurur haneleri
Sensiz hayat toprağın sırtında ur gibidir
Şemsiyesi altında yürürsün bulutların
Sensiz, yükü zehirdir en güzel imbatların
Devlerin esrarını aynalara sorsaydım
Çözülürdü zihnimde buzlanmış düşünceler
Okşadığın bir parça kumaş da ben olsaydım
Sensiz, tutunduğumuz dallardan yılan düştü
İlkin karardı yollar, sonra heyelan düştü
Güvenilen dağlara kar yağdi birer birer
Sensizlik diyarından püsküllü yalan düştü
Yağmur, duysam içimin göklerinden sesini
Yağarsın; taşlar bile yemyeşil filizlenir
Yıldırımlar parçalar çirkefin gövdesini
Sel gider ve zulmetin çöplüğü temizlenir
Yağmur, bir gün kurtulup çağın kundaklarından
Alsam, ölümsüzlüğü billur dudaklarından
Madeni arzuların ardında seyre daldım
Küflü bir manzaranın çürüyen güllerini
Senin için görülen bir düş de ben olsaydim
Şehirler kabus dolu; köylere duman düştü
Tersine döndü her şey sanki; asuman düştü
Kırık bir kayık kaldı elimizde, hayali
Hazindir ki; dertleri asmaya umman düştü
Ayrılığın bağrımda büyüyen bir yaradır
Seni hissetmeyen kalp, kapısız zindan olur
Sensiz doğrular eğri; beyaz bile karadır
Sesini duymayanlar girdabında boğulur
Ana rahminde ölür sensizlikten bir cenin
Şaşkınlığa açılır gözleri, görmeyenin
Saatlerin ardında hep kendimi aradim
Bir melal zincirine takıldı parmaklarım
Yeryüzünde seni bir görmüş de ben olsaydım
Sensiz, ufuklarıma yalancı bir tan düştü
Sensiz kıtalar boyu uzayan vatan düştü
Bir kölelik ruhuna mahkum olunca gönül
Yüzyıllardır dorukta bekleyen sultan düştü
Ay gibisin; güneşler parlıyor gözlerinde
Senin tutkunla mecnun geziyor güneş ve ay
Her damla bir yıldızı süslüyor göklerinde
Sümeyra'yı arıyor her damlada bir saray
Tohumlar ve iklimler senindir; mevsim senin
Mekanın fırçasında solmayan resim senin
Yağmur, birgün elimi ellerinde bulsaydım
Güzellik şahikası gülümserdi yüzüme
Senin visalinle bir gülmüş de ben olsaydım
Tavanı çöktü aşkın; duvarlar üryan düştü
Toplumun gündemine koyu bir isyan düştü
İniltiler geliyor doğudan ve batıdan
Sensizlikten bozulan dengeye ziyan düştü
Islaklığı sanadır ahımın, efgahımın
İçimde hicranınla tutuşuyor nağmeler
Sendendir eskimeyen cevheri efkarımın
Nazarın ok misali karanlıkları deler
Bu değirmen seninle dönüyor; ahenk senin
Renkleri birbirinden ayıran mihenk senin
Bir hüzün ülkesine gömülüp kaldı adım
Kapanıyor yüzüme aralanan kapılar
Sana hicret eden bir Kureyş de ben olsaydım
Yağmur, sayrılığıma seninle derman düştü
Beynimin merkezine ölümsüz ferman düştü
Silindi hayalimden bütün efsunu ömrün
Bir dönüm noktasında aklıma Rahman düştü
Nefsinle yeniden çizilecek desenler
Çehreler yepyeni bir degişim geçirecek
Aydınlığa nurunla kavuşacak mahzenler
Anneler çocuklara hep seni içirecek
Yağmur, seninle biter susuzluğu evrenin
Sana mü'mindir sema; sana muhtaçtır zemin
Damar damar seninle, hep seninle dolsaydım
Batılı yıkmak için kuşandığın kılıcın
Kabzasında bir dirhem gümüş de ben olsaydım
Kardeşler arasında heyhat, su-i zan düştü
Zedelendi sağduyu; körleşen iz'an düştü
Şarrkısıyla yaşadık yıllar yılı baharın
İnsanlık bahçemize sensizlik hazan düştü
Yağmur, seni bekleyen bir taş da ben olsaydım
Çölde seni özleyen bir kuş da ben olsaydım
Dokunduğun küçük bir nakiş da ben olsaydım
Sana sırılsıklam bir bakiş da ben olsaydım
Uğrunda koparılan bir baş da ben olsaydım
Bahira'dan süzülen bir yaş da ben olsaydım
Okşadığın bir parça kumaş da ben olsaydım
Senin için görülen bir düş de ben olsaydım
Yeryüzünde seni bir görmüş de ben olsaydım
Senin visalinle bir gülmüş de ben olsaydım
Sana hicret eden bir Kureyş de ben olsaydım
Damar damar seninle, hep seninle dolsaydım
Batılı yıkmak için kuşandığın kılıcın
Kabzasında bir dirhem gümüş de ben olsaydım

4 Ağustos 2015 Salı

Hayat Yaşanılasıdır

Hayat monoton, sıradan, tekdüze...Sen ne kadar gülsen de, bir siyah beyaz fotoğraf kadar renksiz ve hüzünlü.Belkide siyah beyaz fotoğraflar sadece bana kasvetli gelir, bilmiyorum...Hayat birbirine yaslanmış en fazla iki kattan oluşan evlerin aralarındaki daracık sokaklarda sabahtan akşama kadar oynayan çocuklara eğlenceli.Yine o dar sokaklarda sahurlara kadar demli çaylarıyla sohbetin belini kıran insanlara güzel.Hayat ayda bir köyden babasıyla şehre geldiğinde horoz şekeri aldıran çocuğa tatlı.Hayat sabahtan akşama kadar ailesinin rızkını kazanmak için sıcağın alnında çalışana yaşanılası.Çocuğunun cinsiyetini öğrenmek için ultrason sonucunu bekleyene heyacanlı.Eğer o siyah beyaz efekti hayatınızdan kaldırmak istiyorsanız gülümsemeniz yetmez; çünkü hayat başkalarını gülülümsetebilene renkli. 

Süleyman ŞAHİN
Birinci Söz - sözler 1.söz-

بِسْمِ اللَّهِ الرَّحْمَنِ الرَّحِيمِ

وَ بِهِ نَسْتَعِينُ

اَلْحَمْدُ لِلَّهِ رَبِّ الْعَالَمِينَ وَ الصَّلاَةُ وَ السَّلاَمُ عَلَى سَيِّدِنَا مُحَمَّدٍ وَ عَلَى

اَلِهِ وَ صَحْبِهِ اَجْمَعِينَ

Ey kardeş! Benden birkaç nasihat istedin. Sen bir asker olduğun için askerlik temsilâtiyle, sekiz hikâyecikler ile birkaç hakikatı nefsimle beraber dinle. Çünki ben nefsimi herkesten ziyade nasihâta muhtaç görüyorum. Vaktiyle sekiz âyetten istifade ettiğim sekiz sözü biraz uzunca nefsime demiştim. Şimdi kısaca ve Avâm lisanıyla nefsime diyeceğim. Kim isterse beraber dinlesin.


Birinci Söz



Bismillah her hayrın başıdır. Biz dahi başta ona başlarız. Bil ey nefsim, şu mübarek kelime İslâm nişanı olduğu gibi, bütün mevcudatın Lisan-ı hâliyle vird-i zebânıdır. Bismillah ne büyük tükenmez bir kuvvet, ne çok bitmez bir bereket olduğunu anlamak istersen, şu temsilî hikâyeciğe bak dinle!. Şöyle ki:

Bedevî Arab çöllerinde seyahat eden adama gerektir ki, bir kabile reisinin ismini alsın ve himeyesine girsin. Tâ şakîlerin şerrinden kurtulup hâcâtını tedârik edebilsin. Yoksa tek başıyle hadsiz düşman ve ihtiyacâtına karşı perişan olacaktır. İşte böyle bir seyahat için iki adam, sahraya çıkıp gidiyorlar. Onlardan birisi mütevazi idi. Diğeri mağrur... Mütevazii, bir reisin ismini aldı. Mağrur, almadı... Alanı, her yerde selâmetle gezdi. Bir kâtıü't-tarîka rast gelse, der: "Ben, filân reisin ismiyle gezerim." Şakî defolur, ilişemez. Bir çadıra girse, o nam ile hürmet görür. Öteki mağrur, bütün seyahatinde öyle belalar çeker ki, târif edilmez. Daima titrer, daima dilencilik ederdi. Hem zelîl, hem rezil oldu.

İşte ey mağrur nefsim! Sen o seyyahsın. Şu dünya ise, bir çöldür. Aczin ve fakrın hadsizdir. Düşmanın,hâcâtın nihayetsizdir. Mâdem öyledir; şu sahranın Mâlik-i Ebedî'si ve Hâkim-i Ezelî'sinin ismini al. Tâ, bütün kâinatın dilenciliğinden ve her hâdisatın karşısında titremeden kurtulasın.

Evet, bu kelime öyle mübarek bir definedir ki: Senin nihayetsiz Aczin ve fakrın , seni nihayetsiz kudrete, rahmete raptedip Kadîr-i Rahîm'in dergâhında aczi, fakrı en makbul bir şefaatçı yapar. Evet, bu kelime ile hareket eden, o adama benzer ki: Askere kaydolur. Devlet namına hareket eder. Hiçbir kimseden pervâsı kalmaz. Kanun namına, devlet namına der, her işi yapar, her şeye karşı dayanır.

Başta demiştik: Bütün mevcudat, Lisan-ı hâl ile Bismillah der. Öyle mi?

Evet, nasılki görsen: Bir tek adam geldi. Bütün şehir ahalisini cebren bir yere sevketti ve cebren işlerde çalıştırdı. Yakînen bilirsin; o adam kendi namıyla, kendi kuvvetiyle hareket "etmiyor. Belki o bir askerdir. Devlet namına hareket eder. Bir padişah kuvvetine istinad eder. Öyle de her şey, Cenâb-ı Hakk'ın namına hareket eder ki; zerrecikler gibi tohumlar, çekirdekler başlarında koca ağaçları taşıyor, dağ gibi yükleri kaldırıyorlar. Demek herbir ağaç, Bismillah der. Hazine-i Rahmet meyvelerinden ellerini dolduruyor, bizlere tablacılık ediyor. Her bir bostan, Bismillah der. Matbaha-i kudretten bir kazan olur ki: Çeşit çeşit pekçok muhtelif leziz taamlar, içinde beraber pişiriliyor. Herbir inek, deve, koyun, keçi gibi mübarek hayvanlar Bismillah der. Rahmet feyzinden bir süt çeşmesi olur. Bizlere, Rezzak namına en lâtif, en nazif, âb-ı hayat gibi "bir gıdayı takdim ediyorlar. Herbir nebat ve ağaç ve otların ipek gibi yumuşak kök ve damarları, Bismillah der. Sert olan taş ve toprağı deler geçer. Allah namına, Rahman namına der, her şey ona musahhar olur. Evet havada dalların intişarı ve meyve vermesi gibi, o sert taş ve topraktaki köklerin kemâl-i sühûletle intişar etmesi ve yer altında yemiş vermesi; hem şiddet-i hararete karşı aylarca nâzik, yeşil yaprakların yaş kalması; tabiiyyûnun ağzına şiddetle tokat vuruyor. Kör olası gözüne parmağını sokuyor ve diyor ki: En güvendiğin salâbet ve hararet dahi, emir tahtında hareket ediyorlar ki; o ipek gibi yumuşak damarlar, birer asâ-yi Mûsâ (A.S.) gibi فَقُلْنَااضْرِبْْبِعَصَاكَالْحَجَرَ emrine imtisâl ederek taşları şakk eder. Ve o sigara kâğıdı gibi ince nazenin yapraklar, birer a'zâ-yi İbrahim (A.S.) gibi ateş saçan hararete karşı يَانَارُكُونِىبَرْدًاوَسَلاَمًا âyetini okuyorlar.

Mâdem her şey mânen Bismillah der. Allah namına Allah'ın ni'etlerini getirip bizlere veriyorlar. Biz dahi Bismillah demeliyiz. Allah nâmına vermeliyiz. Allah nâmına almalıyız. Öyle ise, Allah nâmına vermeyen gafil insanlardan almamalıyız...

Sual: Tablacı hükmünde olan insanlara bir fiat veriyoruz. Acaba asıl mal sahibi olan Allah, ne fiat istiyor?

Elcevab: Evet o Mün'im-i Hakiki, bizden o kıymettar ni'metlere, mallara bedel istediği fiat ise; üç şeydir. Biri: Zikir. Biri: Şükür. Biri: Fikir'dir. Başta "Bismillah" zikirdir. Âhirde "Elhamdülillah" şükürdür. Ortada, ''bu kıymettar hârika-yi san'at olan nimetler Ehad-ü Samed'in mu'cize-i kudreti ve Hediye-i rahmeti olduğunu düşünmek ve derk etmek'' fikirdir. Bir pâdişahın kıymettar bir hediyesini sana getiren bir miskin adamın ayağını öpüp, hediye sahibini tanımamak ne derece belâhet ise, öyle de; zâhirî mün'imlere medih ve muhabbet edip, Mün'im-i Hakiki'yi unutmak; ondan bin derece daha belâhettir.

Ey nefis! böyle ebleh olmamak istersen; Allah nâmına ver, Allah nâmına al, Allah namına başla, Allah nâmına işle. Vesselâm.

1 Ağustos 2015 Cumartesi

değişik ve serbest yazılar ile ilerleyen dönemlerde burda olmayı düşünüyoruz


3,2,1... KAYIT 

AÇILIŞIMIZ HAYIRLI OLSUN